ANNELER GÜNÜ.....

Mayıs 11, 2008

 

Bugün anneler günü, önce kendi annemin daha sonra tüm annelerin, anne adaylarının ve anne olmak isteyenlerin anneler gününü kutluyorum. Aslında o kadar duygu yüklüyüm ki o kadar çok şey yazmak istiyorumki ama olmuyor. Can Dündar'ın çok güzel bir yazısını sizinle paylaşmak istedim. O kadar güzel anlatmışki anlatmak istediklerimi......

 

Sevgili anneciğim,

Ne garip; yeni yeni farkediyorum ki, ço­cukları anne olunca çocuklaşıyor anneler... Ve insan, zamanın nasıl insafsız bir öğütücü olduğunu bu rol değişiminde anlıyor.

Eminim karnındaki ilk tekmemden, hatta dok­torların "Bundan sonra ağır kaldırmak yok" müj­desinden beridir iki kişilik yaşıyorsun yaşamı... Doğum odasında bir küçük el saçlarına tutununca değişti herşey ve o el, o saçtan hiç eksik olmasın is­tedin.

Kimbilir kaç geceyi karyola başuçlarında derin iç çekişler dinleyip hüzünlenerek uykusuz ge­çirdin, kaç emzirme sean­sında bitkin uyuyakaldın. O gün bugündür hayatı, bir toprakla çiçeği kadar ortak üretiyor, tüketiyo­ruz. Yol boyu, kusurlarını hiç görmedik birbirimizin, yeteneklerimizi abarttık,

karşılıklı toz kondurmadık üzerimize, kol kanat gerdik...

Ben dünyanın en iyi ev­ladıydım, sense tarihin en iyi annesi...

Her çığlıkta başucum­da biteceğini bilmenin güveniyle büyüdüm. Her derdimde benden çok dertleneceğini bilmenin o bencil alışkanlığıyla ayakta kaldım.

Sevginle donandım...

 

Ama sonra birden o korkunç çark devreye girdi ve yaşamın acımasız kuralı işledi:

Büyüdüm...

Senin kollarında "sen"den habersiz, bambaşka bir "ben" çıktı ortaya. Bazen o eski "ben"e hiç benzemeyen bir "ben"...

Çünkü farkettim ki anlattığın masalların yaşam­da karşılığı yokmuş. Kızlar bir prens umuduyla kurbağaları öpedursun, ben her yalanda burnumu yokladım. Şaşırdım.

Bostandaki danaların, ısırılmış lahanaların ve benzeri pastoral ninnilerin modasının geçtiğini gördüm sokakta... Söyleyemedim sana...

"Yaşamın değiştiğini, eski tecrübelerin artık eskisi kadar geçerli olmadığını" anlatan kitapları sa­lonun ortasında açık bıraktım, açıp okuyasın di­ye...

Her kuşağın o vazgeçilmez ikilemi depreşti yeni­den: "Devir de amma değişti" diye yakınırken sen, ben ilginle boğulduğumdan dertlendim.

Bir yeri yaralandığında "Anam görürse ne kadar üzülür" diye gizlemeye çalışmak küçük bir çocuk için nasıl ağır bir yüktür bilir misin?

Acından çok, O'nda yaratacağı acı, acıtır canı­nı...

Oysa ne çok acılar paylaştık seninle.. Ve ne çok sevinçler yaşadık beraber... Nasıl dar günlerde yar­dıma koşup, kaç şenliğine ortak olduk birbirimi­zin..?

 

Lakin artık kafesten uçma vaktiydi. "Danaların girdiği bostan"da ayakta kalabilmenin yolu, tek başına kanat çırpmayı öğrenmekten geçiyordu.

Yargıladık birbirimizi bir dönem... Sorguladık...

Sen bana eş dost çocuklarını örnek gösterdikçe, ben seni eş dost ebeveynleriyle kıyaslar oldum.

Sen her sohbete "Bizim çocukluğumuzda..." di­ye başladıkça ben, değişen takvim yapraklarını koydum önüne...

Nasıl da zalim bir çark bu değil mi?

Doğuyor, doğuruyor ve günün birinde yuvadan uçacağını bile bile koca bir ömrü karşılıksız veri­yorsun...

... Ve hayat birden ıssız bir adaya dönüşüveriyor.

Sonrası kah bir kapı zili beklentisi, kah bir mek­tup, kah bir telefon sesi... Gizliden gizliye özlenen bir torun müjdesi...

Fotoğraflar sarardıkça solan bir yaşam ve uzak­laştıkça yakınlaştığımız bir mazinin geri dönmez anıları...

Yazılarla konuştuk öyle zamanlarda... Bakışlar­la anlaştık. Ağlaştık birbirimizden gizleyerek acı­larımızı... Bir mimikle özleştik, bir gülüşle kavuş­tuk.

Ben büyürken... seni de büyüttüm.

 

Şimdi çok daha iyi anlıyoruz birbirimizi...

Çünkü küçücük bir el saçlarımı kavrıyor gecele­ri... Karyola başlarında uykusuz geceler geçiriyo­rum. Pastoral ninnilerle büyütüyoruz oğlumu; ya­lancı çocukların burunları uzuyor masallarda, öpülen kurbağalar prens oluyor.

...Ve yaşamın değiştiğini, eski tecrübelerin geçersizleştiğini anlatan kitapları kaldırıyoruz salondan gizli gizli...

O korkunç çark, acımasız bir hızla dönmeye de­vam ediyor. Zaman, öğütüyor kuşakları...

İnsan ancak mahrum kalınca anlıyor sevginin değerini... Bense sevginden mahrum kalmaya faz­la dayanamayacağımı biliyorum.

O yüzden sana upuzun bir ömür diliyorum.

Hem biliyor musun?

"SENİ ÇOK SEVİYORUM."

Merhaba gönül dostları, Limonukek'in sayfasında görüp görüntüsüne hayran olduğum bir pastayı sunmak istedim size. Cumartesi akşamı arkadaşlarımızın geldiğini ve pide partisi verdiğimizinden bahsetmiştim. Çayın yanınada kümbet pastamı yaptım. Ben "limonlukek"in tarifini biraz değiştirerek yaptım.Misafirlerim ve ev ahalisi çok beğenerek yediler.Bir dahaki sefere çilekli yapmayı düşüüyorum.

Kümbet pastamı "Porselen Demlik Çay Saati Etkinliği"ne bu hafta ev sahipliği yapan sevgili fatoştuncay'a gönderiyorum. Fatoş Hanımcığım bol tarifli bir etkinlik diliyorum. Kolay gelsin..

MALZEMELER:

-2 paket Ülker Muzlu Rulo pasta

-2 paket muzlu puding

-1 adet muz

-bir miktar çikolata parçası

-4 su bard.süt

 

Öncelikle,rulo pastayı 1 cm kalınlığında dilimliyoruz. Sonra büyükçe bir kaseyi streç film ile kaplayıp pasta dilimlerini yerleştiriyoruz. Diğer tarafta 4 su bard. süt ile 2 paket muzlu pudingi pişiriyoruz.

Daha sonra pişen pudingi biraz soğuduktan sonra pastanın ortasına döküyoruz. Muzu küçük küçük dilimleyip ilave ediyoruz. En son damla çikolatayı da ekleyip üzerini kapatıyoruz.3-4 saat buzdolabında bekletip servis tabağımıza ters çevirerek yerleştiriyoruz.

 

Arzuya göre üzerine sıcak çikolata sosu dökülebilir. Biz çok beğendik sizinde deneyip beğenmeniz dileğiyle. İyi bir haftasonları

 

PİDE PARTİSİ

Mayıs 3, 2008

Merhaba hanımlar, cumartesi akşamı arkadaşlarımız vardı.Onlarla birlikte pide partisi verdik. Herkes o kadar çok acıkmıştı ki bu fotoğrafı zor çekebildim. Sevgiyle kalın....

PİDE HARCI:

-1 kg. kıyma

-1 bağ maydonoz

-6 adet domates

-7-8 adet sivribiber

-3 baş kuru soğan

-tuz, karabiber, kırmızıbiber ve çok az sıvıyağ

 

Günaydınnnnn sevgili hanımlar.Sonunda sessizliğimi bozdum ve çilek reçelimle karşınızdayım. Aslında hafta sonu yaptım ama ancak dün resmini çekme fırsatını buldum. Daha öncede söylemiştim hem bu aralar iş yerinde çok yoğunum hemde çok yorgunum.Daha doğrusu bahar yorgunu. Şair Orhan Veli'nin de dediği gibi "beni bu havalar mahvetti..."Canım hiç bir şeyler yapmak istemiyor, ne yemek yemek ne yapmak o nedenlede hep bilindik pratik şeylerle geçiştiriyorum bu aralar. Yeni bir şeyler denemeyi hiç canım istemiyor. Bu tembelliğim yüzünden sevgili arkadaşım Nigar Hn. ım evsahipliği yaptığı porselen demlik etkinliğine katılım sağlayamadım. Ama hafta sonu kendime gelip bu hafta Fatoş Hn. ın ev sahipliği yaptığı etkinliğine bir şeyler yetiştirmeye çalışacağım. Sabah sabah ne kadar çok konuştum Hepiniz sevgi ve sağlıcakla kalın. En kısa zamanda görüşemek dileğiyle.....

Çilek Reçeli Malzemeler:

-1 kilo çilek

-1 kg. toz şeker (yaklaşık 4,5 su bard. ama benim şeker bardağım biraz küçük)

-1/2 limon suyu

YAPILIŞI:

Çilekleri 1-2 saat suda bekletip kumunun iyice akmasını sağlayınız. Daha sonra güzelce yıkayıp tencereye alınız. Üzerine  1 kg. toz şekeri ekleyip 1 gün bekletiniz. Ertesi gün orta ateşte kaynatınız. 1-1,5 saat kaynatmak yeterli oluyor. Limon suyunu da ilave edip bir taşım kaynattıktan sonra altını kapatıp kavanoza soğuması için boşaltınız.  Ben bu arada limon suyunu eklemeyi unutmuşum. Ama Allah'tan 1 kilodan yaptığım için çabuk tükenecek reçelim. Sevgiyle kalın.....                

 

23 Nisan 1920, Türk Milletinin iradesini temsil eden Birinci Büyük Millet Meclisi’nin açıldığı ve Türk Halkının Egemenliğini ilân ettiği tarihtir.

Atatürk, 23 Nisan 1924′te ‘23 Nisan’ gününün bayram olarak kutlanmasına karar vermiştir. Bu tarihten 5 yıl sonra 23 Nisan 1929’da Atatürk bu bayramı çocuklara armağan etmiştir ve 23 Nisan ilk defa 1929 yılında Çocuk Bayramı olarak da kutlanmaya başlanmıştır. 1979′da, yine ilk olarak altı ülkenin katılmasıyla uluslararası boyuta taşıdığımız bu millî bayramımıza, ortalama olarak her yıl kırkın üzerinde ülkeden gelen ve Türk çocuklarının misafiri olan yabancı ülke çocukları da katılmaktadır. Dünya’da çocuklarına bayram hediye eden ve bu bayramı bütün dünya ile paylaşan ilk ve tek ülke Türkiye’dir.

Türk milletinin gönlünde, onun bağımsızlığının sarsılmaz ifadesi olarak en önemli yeri işgâl eden 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, her yıl yurdumuzda ve yurtdışındaki temsilciliklerimizde, bütün kurumlarımızda, okullarımızda ve her evde çeşitli etkinliklerle kutlanarak millî birliğimizin kenetlenmiş ifadesini temsil etmektedir.

Büyük Önder Atatürk’ün düşüncesinde çocuklar, milletin geleceğidir. Onlara duyduğu sarsılmaz güvenin ve büyük sevginin ifadesi olarak, millî bayramımız olan 23 Nisanlar’ı çocuklara armağan etmiştir. Tarihimizin gurur dolu sayfalarının yeni nesillerce öğrenilmesi ve Türk Devleti’nin devamını emanet edeceğimiz yeni Cumhuriyet bekçilerinin bu bilinçle yetişmesi amacıyla 23 Nisanlar, önemli birer vesiledir.

Milletimize ve bütün çocuklara kutlu olsun.

 

 

Bu resimler kızımın okulundaki 23 Nisan kutlamalarına ait. Yani bu küçük kuzu benim:)

 

 

HAYAT… (Nıetszche’den seçmeler)

 

Gidene kal demeyeceksin. ..

Gidene kal demek zavallılara,

Kalana git demek terbiyesizlere,

Dönmeyene dön demek acizlere,

Hak edene git demek asillere yakışır

Kimseye hak etmediğinden fazla değer verme,

yoksa değersiz olan hep sen olursun...

 

Düşün...

Kim üzebilir seni senden başka?

Kim doldurabilir içindeki boşluğu,

 sen istemezsen?

Kim mutlu edebilir seni,

sen hazır değilsen?

Kim yıkar, yıpratır sen izin vermezsen?

Kim sever seni, sen kendini sevmezsen?

Her şey sende başlar, sende biter...

Yeter ki yürekli ol, tükenme, tüketme,

Tükettirme içindeki yaşama sevgisini...

Ya çare sizsiniz yada çaresizsiniz. ..

 

Öyle bir hayat yaşadım ki,

 cenneti de gördüm cehennemi de.

Öyle bir aşk yaşadım ki tutkuyu da gördüm pes etmeyi de.

Bazıları seyrederken hayatı en önden,

 kendimi bir sahnede buldum

Oynadım.

Öyle bir rol vermişlerdi ki okudum,

okudum anlamadım.

Kendi kendime konuştum bazen evimde,

hem kızdım hem güldüm halime.

Sonra dedim ki söz ver kendine

Denizleri seviyorsan dalgaları da seveceksin,

Sevilmek istiyorsan önce sevmeyi bileceksin,

Uçmayı biliyorsan düşmeyi de bileceksin,

Korkarak yaşıyorsan yalnızca hayatı seyredeceksin.

Öyle hayat yaşadım ki son yolculukları erken tanıdım.

Öyle değerliymiş ki zaman hep acele etmem bundan anladım.

 

Uzunnnnnnn bir aradan sonra tekrar merhaba gönül dostları.Bir önceki yazımda da bahsetmiştim, bu aralar çok yoğunum.İş yerinde işler biraz karışık ve yoğun, evde derseniz bahar gelmiş ufaktan ufaktan bahar temizliğine başlamışım.Ne var ne yok yıkayıp duruyorum. Bu nedenlede ne sitemle ilgilenebiliyorum ne de dostlarımı ziyarete gidebiliyorum. İşlerimi bir halledeyim bu boşluğu telafi edeceğim.

Benim kuzuların ve eşimin en sevdiği yemek. Nasıl desem hergün yapsam bıkmadan usanmadan yiyebilecekleri bir yemek. Herkesinde bildiği bir tarif olduğu için anlatıma geçmeden hepinize kocaman sevgilerimi gönderiyorum. Hepiniz sevgi ve sağlıcakla kalın......

 

HAFTASONU BURSA' DAYDIM:)

Nisan 14, 2008

Günaydın gönül dostları, blogumu epeyce ihmal ettim değil mi? Geçen hafta iş yerinde o kadar yoğundumki, hiç bir şeye fırsat bulamadım. Bu arada tüm dostlarımı da ihmal ettim, kimselere uğrayamadım. Yinede beni yorumları ile yalnız bırakmayan tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.

Eee, bu kadar yoğun bir haftadan sonra hafta sonu Bursa'daydım.Eşimin kızkardeşinin ısrarlarına dayanamayıp Cuma akşamı iş çıkışı soluğu Bursa'da aldık. Her ne kadar yorucu olsa da, yinede güzel bir hafta sonu yaşadık. Cumartesi Mudanya'ya indik.Çocuklar balık tutmak için o kadar hevesli idiler ki, kıramadık onları. Biz deniz kenarında çay bahçesinde otururken onlar balık tutmaya çalıştılar. Harika bir hava vardı, her taraf cıvıl cıvıl idi. Pazar günü ise eşimin teyzesine kahvaltıya davetli idik. Sağolsun bizim için güzel bir sofra hazırlamış, Bursa'nın meşhur tahinli pidesini ve cevizli lokumunu da ihmal etmemiş.

 

Evettt, Bursa'nın meşhur tahinli pidesi yukarıdaki lezzet. Sıcak sıcak o kadar güzeldiki hımmmmmmmmmmm:) Cumartesi ve Pazar o kada çok yedimki herhalde 1 hafta boyunca yemek yememem lazım

Hepinize sağlıklı, mutlu ve huzurlu bir hafta diliyorum. Sevgiyle kalın..

 

 

KÖŞELİ POĞAÇA

Nisan 3, 2008

Günaydınnnnn, sanırım dün blogcuda yine sorun vardı, çünkü bir türlü tariflerimizin resimleri gözükmedi. Neyseeee.

Hafta sonu derin araştırmalar içerisindeyken ıslak kekini deneyip dualar ettiğim Gülden Ablam'ın birde köşeli poğaça tarifini denemek istedim.Ablacığım iyiki varsın, tekrar tekrar tariflerini bizimle paylaştığın için teşekkürler. Şekilleri seninki kadar düzgün olmadı ama öğreneceğim, daha acemiyim Hanımlar bu tarifi denerseniz eminim hiç pişman olmayacaksınız, özellikle fırından çıktığında bir harikaaaaa:)

 

MALZEMELER:

-1 Su bardagi yogurt.

-1 Su bardagi eritilmis margarin. (1/2 paket marg. ne denk geliyor) 

-1/2 su bardagi sivi yag.

-1 Yumurta akı.(sarısı üzerine) 

-1 paket kabartma tozu.

-Aldigi kadar un.

-çeyrek kalıp beyaz peynir.

-Bir tutam maydonoz.

 

HAZIRLANISI:

Hamur malzemelerini yoğurma kabında harmanlayıp, kulak memesi yumuşaklığında bir hamur elde ediniz. Daha sonra  küçük parçalar kopararak merdane ile çay tabağı büyüklüğünde veya biraz daha büyükçe yuvarlaklar açınız. Harcı içerisine koyup dört köşeyi birleştiriniz. Üzerine yumurta sarısı sürüp çörek otu veya susam ile süsleyiniz.

KARNIYARIK

Nisan 1, 2008

Merhaba gönül dostları, benim en çok sevdiğim yemeğin tarifini vereceğim bugün. Aslında patlıcanın her yemeğini çok seviyorum ama karnıyarığın yeri bir başka:)Eminim karnıyarığın yapılışını bilmeyen hanım yoktur ama herkesin bildiğini bazen biz hanımlar farklı yapabiliyoruz. Derlerya "her yiğidin yoğurt yemesi farklı olur" diye işte buda benim yoğurt yeme şeklim

MALZEMELER:

-1 kilo patlıcan

-250 gr. kıyma

-1 baş soğan

-4 diş sarımsak

-3 adet domates

-1 tutam maydonoz

-tuz, karabiber, kırmızıbiber

-1 yemek kaşığı domates salçası, 1 tatlı kaşığı biber salçası

YAPILIŞI:

Patlıcanları alaca soyarak, tuzlu suda acısı çıkması için 30 dak. kadar bekletiniz. Daha sonra patlıcanları güzelce kurulayıp kızgın yağda kızartınız. Yağını süzdürmek için peçete üzerine alınız ve bekletiniz.Diğer tarafta kıymayı kavurunuz ve soğanları ekleyiniz.Sarımsak da ekleyip bir müddet daha kavurunuz. Robottan geçirdiğiniz domatesleri ekleyip biraz pişmesini bekleyiniz. En son maydonozu ve baharatları ekleyip altınız kapatınız. Borcama dizdiğiniz patlıcanları orta yerlerini açarak kıymalı harçtan koyunuz. Üzerini domates ve biber dilimleri ile süsleyip, çok azda sıcak su koyup fırına veriniz.35  dak. sonra servise hazır. Afiyet olsun.

web page tracking
Budget Rental Cars